23 Nisan: Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın Tarihçesi
Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen ve tüm ülkeyi yasa boğan eğitimde şiddet olayları, kültürümüzün nasıl içten çöktüğünün en büyük kanıtıdır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı'na Çocuk Bayramı'nı da ekleyen bir vizyondan, çocuklarımıza sahip çıkamadığımız yeni bir Türkiye'ye... Peki neydi bizim kültürümüz? Neden Ulusal Egemenlik Bayramı'na Çocuk Bayramı'nı da ekledik? Neydi bizim 1920'deki vizyonumuz ve duruşumuz?
Bu makalemizde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın tarihçesini ele alacağız. Bu makale okul saldırılarında canice katledilen ve yaralanan çocuklarımıza, öğretmenlerimize ve ailelerine atfedilmiştir. Ailelerine sabır ve başsağlığı dileriz. Saygılarımızla.
Dünyada çocuklara bayram armağan eden ilk ve tek ülke olan Türkiye'miz, savaşın yetim bıraktığı çocuklarımızı kucaklama isteğiyle, milli egemenliğin coşkusunu bir arada yaşatmayı amaçlamıştır. Bu çaba, yetim büyümek zorunda kalan çocuklarımızın, savaşa gittiği için mezun veremeyen okullarımızın bir nebze olsun yaralarını sarmıştır. 1920'lerin Türkiye'si bir yandan bağımsızlığının mücadelesini verirken, bir yandan yarınların tohumlarını atıyordu. Bu makale; Ankara'dan yükselen "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!" sesinin, nasıl olup da aynı gün kimsesiz çocukların yüzünde bir tebessüme dönüştüğünü anlatmayı amaçlamaktadır.
1: Siyasi Doğuş
1920'lerin Türkiye'si henüz bağımsızlığını yeni elde etmiş, savaşlarla yıpranmış ve yaralarını sarmaya çalışan bir milletin çabalarıyla kurulmuştur. Bu çaba o kadar müstesna ve özeldir ki, Ankara'dan yükselen "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!" sesi, adeta bir halkın tüm yaralarına merhem niteliğindedir.
16 Mart 1920'de İstanbul'un resmi olarak İtilaf Devletleri tarafından işgaliyle, Meclis-i Mebusan mensubu milletvekilleri İngilizler tarafından Malta'ya sürgün edildi. Osmanlı Parlamentosu 18 Mart'ta çalışmalarını durdurdu ve Padişah Vahdettin 11 Nisan'da meclisi resmen kapattı!
İstanbul'da hâl böyleyken Mustafa Kemal Paşa, milli iradeyi temsil edecek yeni bir meclisin Ankara'da toplanması için harekete geçti. 19 Mart 1920'de yayımladığı genelge ile:
Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacak,
Her sancaktan 5 milletvekili seçilecek ve İstanbul'daki dağılan meclisten gelebilecek üyeler de bu meclise katılabilecek,
Seçimler; gizli oy ve mutlak çoğunluk esasıyla 15 gün içinde tamamlanacak.
“Meclisin İlk hâli ve Üyeleri 1920”
Meclisin açılış tarihi olarak 22 Nisan Perşembe günü düşünülmüşse de, İstanbul'dan gelen ve halk üzerinde tesir eden "dinsiz ve gayrimeşru" olarak lanse edilen bu yeni meclis, 23 Nisan Cuma günü önce Cuma namazı ve sonrasında dualarla açılmıştır.
Meclis zorluklarla ve imkansızlıklarla vücuda gelmişse de Egemenlik Bayramı olarak kutlanmasının kanunlaşması 23 Nisan 1921'de olmuştur.
Kanun No: 112 Kabul Tarihi: 23 Nisan 1921
Madde 1: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı gün olan 23 Nisan, Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kabul edilmiştir.
Madde 2: Bu kanun, yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.
Madde 3: Bu kanunun uygulanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumludur. (Günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.)
İşte bu kronoloji ile Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, kurulduğu gün olan 23 Nisan da bayram olarak ilan edilmiştir. Hemen ardından Ulusal Egemenlik Bayramı'na çocuklarımızın bayramının da eklenmesi için çalışmalar "Himaye-i Etfal Cemiyeti" (Çocuk Esirgeme Kurumu) tarafından başlatılmıştır.
2: Himaye-i Etfal Cemiyeti Kuruluşu
I. Dünya Savaşı'nın son yıllarında bugünkü adıyla "Çocuk Esirgeme Kurumu" İstanbul'da kuruldu. Bir misafirhanede çalışmalar yürütülürken, İstanbul'un işgali sebebiyle cemiyetin faaliyetleri işgal kuvvetleri tarafından engellendi. Beş yıl boyunca bu şekilde seyreden çalışma ortamı sebebiyle merkez Ankara'ya, meclisin yanına taşındı. Ankara milli mücadelenin kalbi olduğu için oradan savaşların yetim bıraktığı çocuklara ulaşmak daha kolay olacaktı.
“Himaye-i Etfal Binası…”
O zamanların haletiruhiyesine bakacak olursak; devlet tarafından 20 lira bütçe verildi ve en zoru da, bir matbaanın içinde tek bir odadan bu cemiyet binlerce yetim çocuğa umut olmaya çalışıyordu ve başarıyordu da.
Sağlık ve eğitim konularında sadece barınma değil, aşevleri ve parasız banyolar açarak o dönemin salgın hastalıklarıyla da mücadele halindeydiler. Sakarya Muharebeleri gibi savaşlar sürerken; aç, çıplak, yetim çocuklara devlet eliyle yardım uzatılıyordu. Bu hadiselerde şahıslara da haklarını teslim etmek gerek:
“23 Nisan Kutlamalarından, 1927”
Mustafa Kemal Paşa: Hem maddi yardımlarıyla hem de devletin desteğiyle Himaye-i Etfal'e katkıda bulunmuştur. Bu vesile ile halkın gözünde bu kurum meşruiyet kazanmıştır. Sadece destek vermekle kalmamış, sürece bizzat öncülük etmiştir.
“Dr. Fuat Umay ve Himaye-i Etfal Cemiyeti”
Dr. Fuat Umay: Tüm bu kuruluş sürecinin mimarı ve devamında da en büyük bağışları sağlayan kişidir. Kırklareli Milletvekili ve aynı zamanda bir çocuk doktoru olan Fuat Umay, 1923 yılında ABD'ye giderek oradaki Türklerden ve yardımseverlerden yetim çocuklar için devasa yardımlar toplamıştır. Çocuk Bayramı ilan edilmeden önce bayramı dile getiren ve "Çocuk Haftası" fikrini ilk ortaya atan da Fuat Umay'dır. En başından sonuna dek bu süreçlerde en ufak bir maaşı kabul etmeyip hizmetlerini "vatan borcu" olarak nitelemiştir. Ruhu şad olsun!
“Kazım Karabekir ve Gürbüz Çocuklar”
Kazım Karabekir: Doğu Cephesi Komutanı olmasına rağmen "Yetim Babası" olarak da bilinir. Doğu'da bulunan binlerce yetim çocuğu (Gürbüz Çocuklar Ordusu) eğitmiş, onlara meslek öğretmiş ve spora teşvik etmiştir. Ankara'daki kutlamalara getirdiği çocukların sergilediği disiplin, halkın "Çocuk ve Gelecek" arasındaki bağı görmesini sağlamıştır. Ruhu şad olsun!
Özetle sanatçılardan ordu saflarına ve siyasilere kadar herkes üzerine düşeni yapmış, yetim büyümek zorunda kalan çocuklara umut olmuştur.
3: 23 Nisan 1925 "Çocuk Günü"
Himaye-i Etfal Cemiyeti tarafından yardım toplama günü ilan edildi. Gazete manşet ve makaleleriyle, cemiyetin kendi dergisi olan "Çocuk Sesi" dergisiyle, bildiriler ve afişlerle halka duyuruldu. Hakimiyet-i Milliye, Cumhuriyet ve Vakit (İstanbul) gazeteleri manşetten bu güne yer vererek tüm dünyaya duyurdu.
“Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 23 Nisan 1927”
Sokaklarda tellallar bağırdı, pullar dağıtıldı. Artık herkes 23 Nisan'ın "Çocuk Günü" olacağını biliyordu. Bu dönemde de aktif rol oynayıp gazetelerde makale yazıp bildirileri gözden geçiren, tüm bu sürecin teşkilatlanmasını sağlayan Dr. Fuat Umay'dı.
Pullar ve rozetler satıldı. "Şefkat pulları" ve yakaya takılan rozetler o günün "Çocuk Günü" olduğunun sessiz ifadesiydi. İlk kez bu günün bir adı konuldu. 20 lira sermaye ile başlayan kurum bir sene içinde 10.000 lira bağışa ulaştı ve on binlerce çocuğa umut oldu.
“Himaye-i Etfal Cemiyeti, Şefkât rozeti. 1927”
(Ek bilgi: 1923-1924 yılları arası 10.000 TL bağış yapıldı. Maddi bağışların yanı sıra un, süt, şeker, tıbbi malzemeler ve kıyafet gibi gereklilikler de bağışlandı.)
4: 23 Nisan 1927 Çocuk Bayramı
1927 yılı; 23 Nisan'ı bir yardım günü olmaktan çıkarıp, geleneksel bir kutlama gününe geçişin ilanıydı. Bayramın fiili doğum tarihi de aslında bu yıldı. Himaye-i Etfal Cemiyeti bugünü bir festivale ve şenliğe dönüştürme kararı aldı.
23 Nisan 1927'de kutlamalar sabah saatlerinde başlayıp geceye kadar sürdü. Atatürk'ün tarihi desteği ise günü taçlandırdı. Kendi makam arabasını çocuklara tahsis etti ve çocukları Ankara sokaklarında özgürce dolaştırdı. Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası'nı çocukları eğlendirmesi için görevlendirdi ve tüm gün Cumhuriyet bandosu dinletisi gerçekleştirildi. Sarayın kapılarını çocuklar için açtı ve koltuğa oturma geleneğini de böylece başlatmış oldu.
Ankara sokakları bayramı yaşarken yorgun halk da bu gösteriyi sevinçle karşıladı. Geçit törenleri ile çocuklarla beraber halk saraya, meclis binasına ve cemiyet binasına yürüdü. Ankara Palas gibi prestijli mekanlarda çocuklar için balolar düzenlendi, yemekli ve müzikli eğlenceler tertip edildi. Esnaflar vitrinlerini çocuklara göre süsledi; fakir çocuklara yeni elbiseler, oyuncaklar ve şekerlemeler dağıtıldı. Sinemalar ve tiyatrolar kapılarını çocuklara ücretsiz açtı; tramvaylar ve vapur hatları çocukları bedava taşıdı.
“23 Nisan 1927, Çocuk Haftası Şenliği”
Bu özel gün sayesinde devlet ve millet bağı güçlendi. Sosyal yardımlaşma bilinci yükseldi ve milli kimlik inşası oluşturuldu. Kutlamalar ve şenliklerin sebep olduğu bu kazanımların önemi günümüzde bile tartışılamaz. Atatürk'ün "Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her şartta korunmalıdır." felsefesi o gün sokağa ve halka indi. Bu vizyon ve kutlamalar geleceğin inşasının temellerini attı.
1929'da ise bir güne değil, "Çocuk Haftası" olarak bir haftaya varan etkinlikler düzenlenmeye başladı. 20-27 Nisan arası artık Çocuk Haftası'ydı. 1929'dan 1935'e kadar her yıl kutlanan Çocuk Haftası sonunda; bayramın ismi "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak tescillendi.
1920'de atılan siyasi tohum, 1925'te cemiyetin elinde filizlenmiş, 1927'de çiçek açmış, 1929'da koca bir ormana dönüşmüştür. Bu süreç; meclis, cemiyet ve halkın ortak çabalarıyla 23 Nisan Bayramı'nı inşa etmiştir.
1921-1935 yılları arası genel bilanço:
467 Şube
32.000+ Bakılan Çocuk
120.000+ Bebek, Mama ve diğer giderler
15.000+ Kıyafet Takımı
65.000+ Ücretsiz Muayene
22.000+ Ücretsiz Sünnet
4.5 Milyon+ Pul
312+ Kullanılan Gayrimenkul Bina
Devlet, millet ve cemiyet elinden geleni yapıp savaştan geriye kalan öksüz yavrularımıza sahip çıktı. Peki ya daha reşit bile olmadan verilen canlar? Çocuk yaşta şehit edilen Mehmetçikler? Bugünün önemini anlamak için, bu bayramı kutlayamayanlara da yer vermek isteriz.
5: 23 Nisan'ı Kutlayamayanlar
Mezun veremeyen okullar, boş kalan sıralar ve 23 Nisan'ı kutlayamayanlar... Kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için. Ruhlarınız şad olsun!
“Kayseri Lisesi…”
İstanbul Erkek Lisesi: 1915 Çanakkale (Kanlısırt) - 50 Şehit.
Galatasaray Sultanisi: 1915 Çanakkale - Tüm son sınıf öğrencileri şehit oldu.
Kabataş Erkek Lisesi: 1915 Çanakkale - Öğrencilerin tamamı gönüllü gitti. Yıllarca mezun verilemedi.
Kayseri Lisesi: 1921 Sakarya - Son sınıf öğrencilerinin hepsi şehit düştü. Diploma defterlerine "Şehit oldular" yazıldı.
Sivas Lisesi: 1921 Sakarya - Son sınıf öğrencilerinin tamamı cephedeydi, mezun veremediler. Hepsi şehit oldular.
Erzurum Lisesi: 1921 Sakarya - Tüm son sınıf öğrencileri şehit oldu. O yıl mezun veremediler.
Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi: 1915-1921 - 120 öğrencisini cepheye gönderdi. Hiçbiri geri dönemedi.
Balıkesir Lisesi: 1915 Çanakkale - 94 izci öğrencisi katıldı. Hepsi şehit oldular.
Konya Lisesi: 1921 Sakarya - Cepheye sevk edildiler. Okul mezun veremedi.
Edirne Lisesi: 1921 Balkan, 1915 Çanakkale - İşgal ve savaşlar nedeniyle tek bir mezun veremedi. Eğitim kesildi.
İzmir İdadisi: 1915 Çanakkale - Okul o yıl mezun veremedi.
"Çocuk" tanımı o dönemde askeri liseleri ve lise son sınıf (15-18 yaş) gönüllülerini kapsar. Bu, Türkiye’nin "eğitimli neslini" toprağa verdiği o karanlık ama onurlu dönemin en acı tablosudur.
1914-1922 arası kesintisiz savaş dönemi sonunda, Anadolu'daki erkek nüfusun yaklaşık %20'si yok olmuştur. Bu kaybın içinde 15-19 yaş arası nüfus en ağır darbeyi alan gruptur. Özetle:
Çanakkale Savaşı (1915): Toplam zayiatın (şehit, yaralı, kayıp) yaklaşık 70.000'i eğitimli gençlerden (lise ve üniversite) oluşur. Bu, Osmanlı Devleti'nin o dönemdeki toplam eğitimli nüfusunun neredeyse yarısıdır.
Sakarya Meydan Muharebesi (1921): "Subay Savaşı" olarak da bilinir çünkü asker bittiği için liseliler ve yedek subay adayları cepheye sürülmüştür. Burada şehit olan yaklaşık 5.700 askerin büyük bir kısmı 18 yaş altındaki eğitimli genç nüfustur.
Ülke Geneli Toplam Yetim Sayısı (1923): Savaşlar bittiğinde Anadolu'da yaklaşık 300.000 ile 400.000 arasında yetim çocuk kalmıştır.
1915-2026 Arası Geçmişten Günümüze İstatistik:
120.000+ Şehitler
4 Milyon+ Açlık, Salgın, Bakımsızlık
300.000+ İstismar
1.000+ Terör, Çatışma Şehitleri
3.500 Kasıtlı Akran Cinayeti
500+ Zorbalık Kaynaklı İntihar
5.000+ Kaza
1915'te süngüyle, mermiyle savaşta ölen çocukların yerini; 1950'lerde hastalık, 2000'li yıllarda istismar ve ihmal, günümüzde ise akran şiddeti ve zorbalığı almıştır. Ders almak isteyene bu utanç tablosu bile çok fazlayken modern dediğimiz dünyada hâlâ bunları yaşıyorsak, sorun bireyler değil toplumun kendisidir. Millet bilincine ulaşamayan toplumlar, kendi yaralarını saramazlar ve bu çocuklar bizim kanayan yaramızdır. Bu olaylar bizim utancımızdır.
Bizler Turancı Dernekler Birliği olarak, her türlü akran zorbalığının ve akran şiddetinin karşısındayız. Bu makalemizde toplumsal bir sorun olan akran şiddetine dikkat çekmek ve tarihi yeniden hatırlatmak istedik. Eğer ders almak istiyorsak tarihimiz en güzel örneğimizdir.
"Küçük hanımlar, küçük beyler... Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir talih ışığısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz."
— Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk